<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>Okuyun Gari</title>
        <description>Hayatımla ilgili kesitler beğendiğim haberler, yazılar</description>
        <link>http://okuyungari.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Mon, 09 Nov 2009 00:56:34 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>Aşıksan Yarımsın</title>
            <link>http://okuyungari.blogcu.com/asiksan-yarimsin_16336521.html</link>
            <guid>http://okuyungari.blogcu.com/asiksan-yarimsin_16336521.html</guid> 
            <description>&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;...&lt;/b&gt;&lt;br&gt;
&lt;b&gt;A&lt;/b&gt;şk diye bir şey yokmuş hayatta. Keşke
bilseydim Aşk diye bir duygunun asla bir insana yöneltilemeyeceğini,
keşke seni sevmeseydim...&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&lt;b&gt;A&lt;/b&gt;şk ve sevgi: İnsanlığımın en güzel yanlarını katıp gönlümün en müstesna bahçesinde yetiştirdiğim en önemli mahsullerimdi...&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&lt;b&gt;B&lt;/b&gt;en sonsuzluğun Aşk da saklı, Aşkınsa senin kalbinden başka hiçbir yerde olmadığına inanıyorum...&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&lt;b&gt;A&lt;/b&gt;şkın içinde önce Sevgiliyi bulursun. Onun
zarafetini, güzelliğinin sihrini, tenin sıcaklığını ve kalbinden sana
ulaşan yumuşak dokunuşunu keşfeder, tadarsın. Sonra kendi yüreğinin
içinde yıllar yılı saklı kalmış Aşkını bulursun Aşkta. Taşıdığın kalbin
asıl beslendiği vitamininin aşk olduğunu, yaşam dediğin oyunu yöneten
beyninin aslında aciz bir robottan farksız olduğunu ve onun yalnızca
aldığı veriler doğrultusunda bir yaşam sürebildiğini görürsün. Buna
karşın, yüreğinin hiçbir etken ya da birikim olmaksızın yalnızca Aşkı
uğruna bütün bir yaratılmışlığın ve yok oluşun üstesinden
gelebileceğini fark edersin. En sonunda Aşkta Biz&amp;#65533;i bulursun. Biz&amp;#65533;in
içinde var olan bir bütünü bulursun. Sanıldığı gibi Biz&amp;#65533;in bir çoğul
olmayıp yalnızca Bir Tek&amp;#65533;i ifade ettiğini görür ve yaşarsın...&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&lt;b&gt;K&lt;/b&gt;imilerine göre Aşk bir alışkanlıktır,
kimilerine göre tutku ya da kimilerine göre sonsuz bir sevgidir. Ancak
benim, Seni yüreğimde yaşadığımdan beri anladığım şu oldu; Aşk yalnızca
yaşanır ve bundan başka ne manaya geldiği hiç önemli değildir. Çünkü
Aşkı yaşadığın insan, senin için bir yaşama sevincidir. Onunla birlikte
yaşanan hiçbir duygu bu sevinci eksiltmez. Önemli olan yalnızca
&amp;#65533;O&amp;#65533;dur...&lt;br&gt;
&lt;b&gt;...&lt;/b&gt;&lt;br&gt;
&lt;b&gt;B&lt;/b&gt;ir gün ansızın Aşk çıkıp geliyor, giriyor
benliğine. Seni sahipsiz topraklarından süpürüp bir uçsuz denize.. ( &lt;a href=&quot;http://okuyungari.blogcu.com/asiksan-yarimsin_16336521.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 17 May 2008 16:39:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>bir öğrencimin bana öğrettikleri</title>
            <link>http://okuyungari.blogcu.com/bir-ogrencimin-bana-ogrettikleri_13334141.html</link>
            <guid>http://okuyungari.blogcu.com/bir-ogrencimin-bana-ogrettikleri_13334141.html</guid> 
            <description>Kaliforniya'da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak ders verirken, aynı sömestrde benim iki dersimi alan bir kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel bir kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi bir öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu. Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı. Bölümün bir pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve itiraf edeyim, ilk aklımdan geçen, &quot;Armudun iyisini ayılar yer&quot; düşüncesi oldu. Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek, yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş, şişman denecek kadar toplu, çirkin, kısa boylu biriydi.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir üniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp profesör olmak istiyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:&lt;br&gt;&lt;br&gt;&quot;Sally, nişanlınla nası.. ( &lt;a href=&quot;http://okuyungari.blogcu.com/bir-ogrencimin-bana-ogrettikleri_13334141.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 12 Apr 2008 21:10:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Kavanoz ve iki fincan kahve</title>
            <link>http://okuyungari.blogcu.com/kavanoz-ve-iki-fincan-kahve_13332851.html</link>
            <guid>http://okuyungari.blogcu.com/kavanoz-ve-iki-fincan-kahve_13332851.html</guid> 
            <description>Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman mayonez kavanozu ve 2 Fincan Kahveyi hatırlayınız!&lt;br&gt;Bir gün bir Felsefe profesörü, elinde birkaç kutu olduğu halde derse gelir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve ağzına kadar tenis topları ile doldurur ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar;&lt;br&gt;Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler. Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, onlar da 'evet' doldu derler, profesör bu defa masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır. Vee içindeki kumu yavaşça kavanoza döker.&lt;br&gt;Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur.&lt;br&gt;Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar, Öğrenciler de koro halinde 'evet' derler.&lt;br&gt;Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, Kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Öğrenciler gülerler!&lt;br&gt;Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek 'eveet' Diyerek;&lt;br&gt;Ben 'Bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım' Der.&lt;br&gt;Şöyle ki;&lt;br&gt;Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir; aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir.&lt;br&gt;Diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur.&lt;br&gt;O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir; işiniz, eviniz, arabanız vs.&lt;br&gt;Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir.&lt;br&gt;'Şayet Kavanoza önce kum doldurursanız...' diye, anlatmaya devam eder, &amp;#39.. ( &lt;a href=&quot;http://okuyungari.blogcu.com/kavanoz-ve-iki-fincan-kahve_13332851.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 12 Apr 2008 20:53:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Kalbimin taa içinde</title>
            <link>http://okuyungari.blogcu.com/kalbimin-taa-icinde_13331611.html</link>
            <guid>http://okuyungari.blogcu.com/kalbimin-taa-icinde_13331611.html</guid> 
            <description>&lt;p&gt;İyi kalpli yalnız bir adam
bir gün bir koza bulur. Kozanın içinde küçük bir tırtıl vardır. Adam
çok sever bu tırtılı. Onunla tüm yalnızlığını, tüm sevgisini paylaşır. çünkü paylaşmak güzeldir&lt;br&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gel
zaman git zaman tırtıl büyür, güzel bir kelebek olur. Adam kelebeğine
hayran, bırakmaz onu bir türlü. Aslında kelebeğin aklında dağlar,
kırlar, çiçekler vardır da; &lt;br&gt;kıyamaz bir türlü adama ve sevgisine,  yalnız bırakmaz onu. Üç günlük ömrünü sevildiği ve sevdiği yerde geçirmeye hazırdır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama
adam bilir ki; &quot;Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir.&quot; Kelebeğine son
kez bakar ve onu salıverir özgürlüğüne, kırlarına, çiçeklerine doğru... Hayat böyle olmasını ister.&lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kelebek
mutlu olmasına mutludur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek yaprağı
adamın avcunun sıcaklığını andırmaz. Aklında adam, o çiçek senin bu
çiçek benim dolaşır saatlerce... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Adam bir kelebeğe sevdalı,  bakıp durur boşluğa. &lt;br&gt;Kelebekse hala konacak sıcak bir avuç aramakta!!!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Böylece
kelebek şunu anlar; &quot;Bazen ait olduğumuz yer orasıdır; sıcak bir
avuçtur biliriz. Ama o yerin bize ait olma ihtimali bir hiçtir.&quot;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Böylece adam şunu anlar; &quot;Hiç bir sevdayı yalnız sevgiyle yaşatamazsınız.&quot;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O
günden sonra kelebek, adama duyduğu özlemi gömecek bir dağ aramaya
başlar. Ama gücü tükenene dek arayıpta bulamayınca anlar ki; &quot;Hiç bir
dağ bir özlemi gömebileceğimiz kadar büyük değildir.&quot;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Adamsa
artık sevdasını koyar avuçlarına kelebeğinin yerine. &quot;Gitmek
gerekiyorsa gitmelidir, gitmek gerektiğinde kalmaktır yalnış olan&quot;...&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;/p&gt;
.. ( &lt;a href=&quot;http://okuyungari.blogcu.com/kalbimin-taa-icinde_13331611.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 12 Apr 2008 20:35:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Bırakma beni</title>
            <link>http://okuyungari.blogcu.com/birakma-beni_13331391.html</link>
            <guid>http://okuyungari.blogcu.com/birakma-beni_13331391.html</guid> 
            <description>Hani sen birakip gittin ya
beni... Arkandan öyle bakakaldım ya hani , hani kelimeler anlamını
yitirmiş, hani bütün renklerde seninle beraber gitmişti ya... &lt;br&gt;Hani ben
siyah beyaz bir yalnızlığın içinde korkudan nereye sığınacağımı
bilmeden kalmıştım ya... Gözyaşlarım yollarını şaşırmış yüreğime doğru akmaya başlamıştı ya... Hani çılgın gibi bağırmak isteyip de bağıramamıştım.
Bütün kelimeler havada asılı kalmıştı ya... Hiç suçlamadım seni ben...
Öyle beni bir başıma bırakıp gittiğini, artık hiçbir şeyin eskisi gibi
olmayacağını artık hep ayrılık, özlem şarkılarını söyleyeceğimi bile
bile... Gitmesi lazımdı dedim, kendi kendime konuşmaya alıştığım
zamanlarda. İlkbaharın, yazin, sonbaharin, kisin, akrep ve yelkovanin
hicbir anlami kalmadiginda... Yuregime nefes almami engelleyen koskoca
bir mengene takip da gittin. Ben geldim demeyi unuttum artik kapiyi
acip koskoca bir hiclige girmeye basladigimdan beri... Üstüm başım bir
sürü yıpranmış param parça anı tozlarıyla dolu... Silkelemedim hic sen
gittiginden beri... Bedenimi harli bir sobanin atesinde yaksam da
isinmayacak tenim artik... işte böyle.. Dudaklarimin rengi hep buz mavisi,
gozlerimde hep o sacma sapan, sen giderken bana biraktigin anlamsiz
bakis.... Sevdani bir gul misali ellerimde tutuyorum hala...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Dikenleri kanatiyor ellerimi....&lt;br&gt;&lt;br&gt;
&lt;p&gt;&lt;/p&gt;
.. ( &lt;a href=&quot;http://okuyungari.blogcu.com/birakma-beni_13331391.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 12 Apr 2008 20:29:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Tek başınızayken kalp krizi geçirirseniz ?</title>
            <link>http://okuyungari.blogcu.com/tek-basinizayken-kalp-krizi-gecirirseniz_13331041.html</link>
            <guid>http://okuyungari.blogcu.com/tek-basinizayken-kalp-krizi-gecirirseniz_13331041.html</guid> 
            <description>
&lt;p&gt;Diyelim ki, mesai saati bitti ve siz de akşam 18:30 civarinda, alışılmadık derecede zorlu bir is gununun ardindan (tabii ki tek basiniza) arabaniza binip evin yolunu tuttunuz.&lt;br&gt;Çok yorgunsunuz ve caniniz da fena halde sıkkın.&lt;br&gt;Müthiş gergin ve sinirli bir haldesiniz&amp;#8230;&lt;br&gt;Birdenbire gogsunuzde,  kolunuza ve cenenize dogru yayilmaya baslayan korkunc bir agri&lt;br&gt;hissediyorsunuz.&lt;br&gt;En yakin hastaneye sadece on dakikalik mesafedesiniz ama hastaneye ulasmayi basarip basaramayacaginizdan bile emin degilsiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne yapacaksınız?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ilk yardım kurslarına katılacak kadar aklı başında biriydiniz ama kurstaki eğitmen, sizin başınıza bir şey geldiğinde ne yapacağınızı öğretmedi!!!&lt;br&gt;Yalnız başınızayken kalp krizi geçirseniz nasıl hayatta kalırsınız?&lt;br&gt;Pek çok insan kalp krizi geçirdiği sırada tek başına oluyor; etrafta yardım edecek kimse bulunmuyor. Kalp atışları düzensizleşen ve kendini bayılacakmış gibi hisseden birinin bilincini yitirmeden önce &lt;br&gt;Yalnızca 10 saniye kadar zamanı vardır.&lt;br&gt;Bu durumda ne yapmanız gerekir?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cevap:&lt;br&gt;Paniğe kapılmadan üst üste kuvvetlice öksürmeye başlayın.&lt;br&gt;Öksürmeden önce her seferinde derin bir nefes alın;öksürükleriniz güçlü olsun, derinden gelsin ve uzun sürsün, tıpkı göğsünüzde birikmiş balgamı atmaya çalışır gibi öksürün.&lt;br&gt;Her iki saniyede bir derin nefes alıp öksürün ve bunu ya yardım gelene dek yada kalp atışlarınız tekrar normale dönene dek sürekli yapın.&lt;br&gt;Derin nefes almak ciğerleri oksijenle doldurur.&lt;br&gt;Öksürmek kalbe tazyik yapar ve kan dolaşımını rahatlatır.&lt;br&gt;Kalbe uygulanan bu tazyik,  kalbim normal ritmine dönmesini kolaylaştırır.&lt;br&gt;Bütün bunlar size,  bilincinizi kaybetmeden önce hastaneye yetişecek zamanı tanır. &lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Neden?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu konuda mümkün olduğunca çok kişiyi bilgilendirin.&lt;br&gt;Bu bilgi sayısız insanın hayatını kurtarabilir!!!&lt;br&gt;Asla,  &quot;Benim başıma gelmez!&quot; diye düşünmeyin.&lt;br&gt;Hay.. ( &lt;a href=&quot;http://okuyungari.blogcu.com/tek-basinizayken-kalp-krizi-gecirirseniz_13331041.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 12 Apr 2008 20:21:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>İki hayat var</title>
            <link>http://okuyungari.blogcu.com/iki-hayat-var_13330331.html</link>
            <guid>http://okuyungari.blogcu.com/iki-hayat-var_13330331.html</guid> 
            <description>
Radikal köşe yazarı yiğit bulut'un bir makalesinden alıntı olduğu ibaresiyle mailıma gelen bu güzel yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Bakalım sizde benim kadar beğenecek misiniz? Ve &quot;neden adam olmuyor bu Türkiye&quot; sorusunun cevabını alabilecek misiniz? okuyun gari.&lt;br&gt; &lt;br&gt; İki hayat var; İzmir&amp;#8217;de yaşayan ve ödeyeceği  vergi daha kaynaktan kesilen &amp;#8220;Emel abla&amp;#8221;. Ve Atina&amp;#8217;da oturan &amp;#8220;emekli&amp;#8221; olmuş  Yorgo. Yorgo &amp;#8220;bir emeklilik&amp;#8221; şirketinden emekli olmuş. O şirket de &amp;#8220;birikimleri&amp;#8221;  fonlarında değerlendiriyor. Bu fon yani Yunan Emeklilik Fonu, 2003 yılında  &amp;#8220;emeklilerine getiri&amp;#8221; sağlamak amacıyla, Türkiye&amp;#8217;ye 100 milyon dolar sokuyor. Bu  parayı kademeli olarak 1.50-1.77 arasında TL&amp;#8217;ye çeviriyor ve Türk Hazinesi&amp;#8217;nin  borçlanma kağıtlarına yatırıyor yani Hazine bonosu alıyor...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Emel ablam  İzmir&amp;#8217;de oturuyor. Kamu görevlisi olarak çalışıyor ve &amp;#8220;döviz-faiz-borsa&amp;#8221;  üçgeninden herhangi bir kazanç sağlamıyor... Aylık kazancının yüzde 30&amp;#8217;u  üzerinde bir kısmı kaynağında kesiliyor, devletimize vergi veriyor... Bu noktada  Yunan Emeklilik Fonu&amp;#8217;na dönelim. Yorgo&amp;#8217;nun parasını değerlendiren fon, 2003  yılında açtığı pozisyonu kapatmaya karar veriyor ve 2007 yılı içinde Hazine  bonolarını satıp yeniden dolar alarak operasyonu tamamlıyor... Şimdi sıkı durun;  koyduğu 100 milyon dolara karşılık geri aldığı para tam 225 milyon dolar...  Hemen soralım; aradaki 125 milyon dolar yani yıllık yüzde 30&amp;#8217;un üzerindeki dolar  bazındaki net kazanç nereden geldi? &lt;br&gt;&lt;br&gt;Cevap çok zor değil; Emel ablamın  ödediği vergiden... Sonuç: Yukarıdaki &amp;#8220;olay&amp;#8221; hem bana sorulan soruya cevap, hem  de &amp;#8220;bir Türk vatandaşının var olan ekonomik yapı içinde sıcak paracılara alın  terini nasıl kaptırdığına verilebilecek&amp;#8221; en güzel &amp;#8220;örnek&amp;#8221;... Siz de yukarıda  anlatmaya çalıştıklarımı lütfen defalarca sorgulayı.. ( &lt;a href=&quot;http://okuyungari.blogcu.com/iki-hayat-var_13330331.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 12 Apr 2008 20:10:00 +0300</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://okuyungari.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>