Aşıksan Yarımsın

...
Aşk diye bir şey yokmuş hayatta. Keşke bilseydim Aşk diye bir duygunun asla bir insana yöneltilemeyeceğini, keşke seni sevmeseydim...

Aşk ve sevgi: İnsanlığımın en güzel yanlarını katıp gönlümün en müstesna bahçesinde yetiştirdiğim en önemli mahsullerimdi...

Ben sonsuzluğun Aşk da saklı, Aşkınsa senin kalbinden başka hiçbir yerde olmadığına inanıyorum...

Aşkın içinde önce Sevgiliyi bulursun. Onun zarafetini, güzelliğinin sihrini, tenin sıcaklığını ve kalbinden sana ulaşan yumuşak dokunuşunu keşfeder, tadarsın. Sonra kendi yüreğinin içinde yıllar yılı saklı kalmış Aşkını bulursun Aşkta. Taşıdığın kalbin asıl beslendiği vitamininin aşk olduğunu, yaşam dediğin oyunu yöneten beyninin aslında aciz bir robottan farksız olduğunu ve onun yalnızca aldığı veriler doğrultusunda bir yaşam sürebildiğini görürsün. Buna karşın, yüreğinin hiçbir etken ya da birikim olmaksızın yalnızca Aşkı uğruna bütün bir yaratılmışlığın ve yok oluşun üstesinden gelebileceğini fark edersin. En sonunda Aşkta Biz�i bulursun. Biz�in içinde var olan bir bütünü bulursun. Sanıldığı gibi Biz�in bir çoğul olmayıp yalnızca Bir Tek�i ifade ettiğini görür ve yaşarsın...

Kimilerine göre Aşk bir alışkanlıktır, kimilerine göre tutku ya da kimilerine göre sonsuz bir sevgidir. Ancak benim, Seni yüreğimde yaşadığımdan beri anladığım şu oldu; Aşk yalnızca yaşanır ve bundan başka ne manaya geldiği hiç önemli değildir. Çünkü Aşkı yaşadığın insan, senin için bir yaşama sevincidir. Onunla birlikte yaşanan hiçbir duygu bu sevinci eksiltmez. Önemli olan yalnızca �O�dur...
...
Bir gün ansızın Aşk çıkıp geliyor, giriyor benliğine. Seni sahipsiz topraklarından süpürüp bir uçsuz denize döküyor. İşte sonrası yitiklik. Artık sen sonsuza dek denizdeki bir kum tanesi oluyorsun. Bakıldığında hala bir toprak parçası gibisin; kimyanda değişen hiçbir şey yok, ama artık asla �eski sahipsiz topraklarının seni� olamıyorsun. Denizler altında, gerçek kimliğini bulmaya çalışıyorsun...

Sen beni bir adam yapmadan önce sıradanlığımın ötesinde fazla bir insan değildim. Yüreğime bir ışık inmeseydi, belki de hiç aramayacaktım bu bedeni ayakta tutan gücü. En sadeliğiyle bakıldığında nefes almanın, bir yaşamı idame etmenin yalnız bir yürek atışından ibaret olmadığını ve de cana can katanın Aşk olduğunu nereden bilirdim ki; seni bulmasaydım?
...
Öncelikle, Aşkın yasal olmadığını anlamıştım. Çünkü Aşk da kural yoktu ve sevgililer onu yaşamak için engel tanımıyorlardı. Sonrasında ise, Aşk da kendine mahsus bir mutlu olma duygusu ya da iyi olma beklentisi olmadığını anladım. Çünkü Aşk, Aşığın Sevgili için yüreğinde büyüttüğü bir ateştir. Çünkü Aşk, beklentilerden ziyade bekleyene kavuşabilme hasretidir. Aşk da geçen zamanlar bu dünyanın zaman birimleriyle ölçülemeyecek kadar uzundur ve bu sürelerin nihayeti daima vuslata çıkar. Mutluluk diye bir şey yoktur ya da amaç değildir. Esas olan yalnızca kavuşmadır. Kaldı ki; mutluluk ya da her ne olursa Sevgilinin kendisinden ve ona kavuşmaktan nasıl daha önemli olabilir ki?

Bir tek aşk vardır özgürlük ifadesine tezat. Aşk bazen bir esaretlik gibi algılanır bazense özgürlük. Birçok ifade beyan edilebilir bu konuda, ama esas olan şudur ki; aşk da ifadeler kifayetsizdir. Mühim olan yalnızca aşkın yaşanılmasıdır. Kimin kime tutsak olduğu ya da kimlerin özgür olduklarının bir değeri yoktur. Aşk, beklentilerin yaşandığı değil duyguların paylaşıldığı bir yaşamdır...

Kimimiz yağmuru, kimimiz de denizi severiz. Peki, hiç düşündün mü; tüm bunların temelinde sadece tek bir su damlacığının olduğunu ve hepsinin oluşumunun sadece bu su damlacığının aşkı ile meydana geldiğini? Bir su damlacığının koca bir okyanustan bile değerli olduğunu hiç değerlendirmiş miydin? Ben o, su damlacıklarının sabırla birikip bir umman meydana getirmelerini ya da sağanak bir yağışa dönüşmelerini hayranlıkla seyrediyorum ve düşünüyorum� Hangi insanoğlu bu kadar sabırla birikip yüreğinde bir aşk oluşturabiliyor?
...
Bugün anlıyorum ki; geride kalmış yıllara bıraktığımız koca bir hiçlikten başka bir şey değildir. "Biz" olabilme savaşını yitirdiğimiz artık kaçınılmaz bir gerçektir. Bundan böyle şerefe kalkan kadehlerden yalnızca hüzün taşacak. Ne gözlerinden kalbine dökülen yaşlar, ne de ellerinin titrekliği asla sıcak bir yürekle sarılmayacak.
Artık, en karanlık gecelerde bile gördüğün o tek yıldız seni terk edecek.Yatağında yatan çiğ adamlarda asla sıcak bir dokunuş olmayacak ve hiç bir sabah başucunda, elinde bir karanfille "günaydın" diyerek yüreğine seslenecek bir ben olmayacak...

...

Kalbimin taa içinde

İyi kalpli yalnız bir adam bir gün bir koza bulur. Kozanın içinde küçük bir tırtıl vardır. Adam çok sever bu tırtılı. Onunla tüm yalnızlığını, tüm sevgisini paylaşır. çünkü paylaşmak güzeldir

Gel zaman git zaman tırtıl büyür, güzel bir kelebek olur. Adam kelebeğine hayran, bırakmaz onu bir türlü. Aslında kelebeğin aklında dağlar, kırlar, çiçekler vardır da;
kıyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalnız bırakmaz onu. Üç günlük ömrünü sevildiği ve sevdiği yerde geçirmeye hazırdır.

Ama adam bilir ki; "Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir." Kelebeğine son kez bakar ve onu salıverir özgürlüğüne, kırlarına, çiçeklerine doğru... Hayat böyle olmasını ister.

Kelebek mutlu olmasına mutludur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek yaprağı adamın avcunun sıcaklığını andırmaz. Aklında adam, o çiçek senin bu çiçek benim dolaşır saatlerce...

Adam bir kelebeğe sevdalı, bakıp durur boşluğa.
Kelebekse hala konacak sıcak bir avuç aramakta!!!

Böylece kelebek şunu anlar; "Bazen ait olduğumuz yer orasıdır; sıcak bir avuçtur biliriz. Ama o yerin bize ait olma ihtimali bir hiçtir."

Böylece adam şunu anlar; "Hiç bir sevdayı yalnız sevgiyle yaşatamazsınız."

O günden sonra kelebek, adama duyduğu özlemi gömecek bir dağ aramaya başlar. Ama gücü tükenene dek arayıpta bulamayınca anlar ki; "Hiç bir dağ bir özlemi gömebileceğimiz kadar büyük değildir."

Adamsa artık sevdasını koyar avuçlarına kelebeğinin yerine. "Gitmek gerekiyorsa gitmelidir, gitmek gerektiğinde kalmaktır yalnış olan"...

Bırakma beni

Hani sen birakip gittin ya beni... Arkandan öyle bakakaldım ya hani , hani kelimeler anlamını yitirmiş, hani bütün renklerde seninle beraber gitmişti ya...
Hani ben siyah beyaz bir yalnızlığın içinde korkudan nereye sığınacağımı bilmeden kalmıştım ya... Gözyaşlarım yollarını şaşırmış yüreğime doğru akmaya başlamıştı ya... Hani çılgın gibi bağırmak isteyip de bağıramamıştım. Bütün kelimeler havada asılı kalmıştı ya... Hiç suçlamadım seni ben... Öyle beni bir başıma bırakıp gittiğini, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını artık hep ayrılık, özlem şarkılarını söyleyeceğimi bile bile... Gitmesi lazımdı dedim, kendi kendime konuşmaya alıştığım zamanlarda. İlkbaharın, yazin, sonbaharin, kisin, akrep ve yelkovanin hicbir anlami kalmadiginda... Yuregime nefes almami engelleyen koskoca bir mengene takip da gittin. Ben geldim demeyi unuttum artik kapiyi acip koskoca bir hiclige girmeye basladigimdan beri... Üstüm başım bir sürü yıpranmış param parça anı tozlarıyla dolu... Silkelemedim hic sen gittiginden beri... Bedenimi harli bir sobanin atesinde yaksam da isinmayacak tenim artik... işte böyle.. Dudaklarimin rengi hep buz mavisi, gozlerimde hep o sacma sapan, sen giderken bana biraktigin anlamsiz bakis.... Sevdani bir gul misali ellerimde tutuyorum hala...

Dikenleri kanatiyor ellerimi....