17/5/2008
Aşıksan Yarımsın
...
Aşk diye bir şey yokmuş hayatta. Keşke
bilseydim Aşk diye bir duygunun asla bir insana yöneltilemeyeceğini,
keşke seni sevmeseydim...
Aşk ve sevgi: İnsanlığımın en güzel yanlarını katıp gönlümün en müstesna bahçesinde yetiştirdiğim en önemli mahsullerimdi...
Ben sonsuzluğun Aşk da saklı, Aşkınsa senin kalbinden başka hiçbir yerde olmadığına inanıyorum...
Aşkın içinde önce Sevgiliyi bulursun. Onun
zarafetini, güzelliğinin sihrini, tenin sıcaklığını ve kalbinden sana
ulaşan yumuşak dokunuşunu keşfeder, tadarsın. Sonra kendi yüreğinin
içinde yıllar yılı saklı kalmış Aşkını bulursun Aşkta. Taşıdığın kalbin
asıl beslendiği vitamininin aşk olduğunu, yaşam dediğin oyunu yöneten
beyninin aslında aciz bir robottan farksız olduğunu ve onun yalnızca
aldığı veriler doğrultusunda bir yaşam sürebildiğini görürsün. Buna
karşın, yüreğinin hiçbir etken ya da birikim olmaksızın yalnızca Aşkı
uğruna bütün bir yaratılmışlığın ve yok oluşun üstesinden
gelebileceğini fark edersin. En sonunda Aşkta Biz�i bulursun. Biz�in
içinde var olan bir bütünü bulursun. Sanıldığı gibi Biz�in bir çoğul
olmayıp yalnızca Bir Tek�i ifade ettiğini görür ve yaşarsın...
Kimilerine göre Aşk bir alışkanlıktır,
kimilerine göre tutku ya da kimilerine göre sonsuz bir sevgidir. Ancak
benim, Seni yüreğimde yaşadığımdan beri anladığım şu oldu; Aşk yalnızca
yaşanır ve bundan başka ne manaya geldiği hiç önemli değildir. Çünkü
Aşkı yaşadığın insan, senin için bir yaşama sevincidir. Onunla birlikte
yaşanan hiçbir duygu bu sevinci eksiltmez. Önemli olan yalnızca
�O�dur...
...
Bir gün ansızın Aşk çıkıp geliyor, giriyor
benliğine. Seni sahipsiz topraklarından süpürüp bir uçsuz denize
döküyor. İşte sonrası yitiklik. Artık sen sonsuza dek denizdeki bir kum
tanesi oluyorsun. Bakıldığında hala bir toprak parçası gibisin;
kimyanda değişen hiçbir şey yok, ama artık asla �eski sahipsiz
topraklarının seni� olamıyorsun. Denizler altında, gerçek kimliğini
bulmaya çalışıyorsun...
Sen beni bir adam yapmadan önce
sıradanlığımın ötesinde fazla bir insan değildim. Yüreğime bir ışık
inmeseydi, belki de hiç aramayacaktım bu bedeni ayakta tutan gücü. En
sadeliğiyle bakıldığında nefes almanın, bir yaşamı idame etmenin yalnız
bir yürek atışından ibaret olmadığını ve de cana can katanın Aşk
olduğunu nereden bilirdim ki; seni bulmasaydım?
...
Öncelikle, Aşkın yasal olmadığını
anlamıştım. Çünkü Aşk da kural yoktu ve sevgililer onu yaşamak için
engel tanımıyorlardı. Sonrasında ise, Aşk da kendine mahsus bir mutlu
olma duygusu ya da iyi olma beklentisi olmadığını anladım. Çünkü Aşk,
Aşığın Sevgili için yüreğinde büyüttüğü bir ateştir. Çünkü Aşk,
beklentilerden ziyade bekleyene kavuşabilme hasretidir. Aşk da geçen
zamanlar bu dünyanın zaman birimleriyle ölçülemeyecek kadar uzundur ve
bu sürelerin nihayeti daima vuslata çıkar. Mutluluk diye bir şey yoktur
ya da amaç değildir. Esas olan yalnızca kavuşmadır. Kaldı ki; mutluluk
ya da her ne olursa Sevgilinin kendisinden ve ona kavuşmaktan nasıl
daha önemli olabilir ki?
Bir tek aşk vardır özgürlük ifadesine
tezat. Aşk bazen bir esaretlik gibi algılanır bazense özgürlük. Birçok
ifade beyan edilebilir bu konuda, ama esas olan şudur ki; aşk da
ifadeler kifayetsizdir. Mühim olan yalnızca aşkın yaşanılmasıdır. Kimin
kime tutsak olduğu ya da kimlerin özgür olduklarının bir değeri yoktur.
Aşk, beklentilerin yaşandığı değil duyguların paylaşıldığı bir
yaşamdır...
Kimimiz yağmuru, kimimiz de denizi
severiz. Peki, hiç düşündün mü; tüm bunların temelinde sadece tek bir
su damlacığının olduğunu ve hepsinin oluşumunun sadece bu su
damlacığının aşkı ile meydana geldiğini? Bir su damlacığının koca bir
okyanustan bile değerli olduğunu hiç değerlendirmiş miydin? Ben o, su
damlacıklarının sabırla birikip bir umman meydana getirmelerini ya da
sağanak bir yağışa dönüşmelerini hayranlıkla seyrediyorum ve
düşünüyorum� Hangi insanoğlu bu kadar sabırla birikip yüreğinde bir aşk
oluşturabiliyor?
...
Bugün anlıyorum ki; geride kalmış yıllara
bıraktığımız koca bir hiçlikten başka bir şey değildir. "Biz" olabilme
savaşını yitirdiğimiz artık kaçınılmaz bir gerçektir. Bundan böyle
şerefe kalkan kadehlerden yalnızca hüzün taşacak. Ne gözlerinden
kalbine dökülen yaşlar, ne de ellerinin titrekliği asla sıcak bir
yürekle sarılmayacak.
Artık, en karanlık gecelerde bile gördüğün o tek yıldız seni terk
edecek.Yatağında yatan çiğ adamlarda asla sıcak bir dokunuş olmayacak
ve hiç bir sabah başucunda, elinde bir karanfille "günaydın" diyerek
yüreğine seslenecek bir ben olmayacak...
...